İki Bin Yıllık Bir Eşik
Üçkapılar, her gün binlerce insanın geçtiği bir kapıdır. Antalya'nın modern şehriyle Kaleiçi'ni birbirinden ayıran bu eşikten geçmek, saniyeler içinde iki farklı dünyanın arasında kalmak demektir: bir adımda trafik, mağazalar ve 21. yüzyıl; bir adım sonra dar taş sokaklar, kırmızı kiremitli çatılar ve neredeyse iki bin yıllık tarihin ağırlığı. Üçkapılar bu geçişi sessizce yönetir. Her gün, her saat.
MS 130: İmparatora Armağan Bir Kapı
Kapının hikayesi MS 130 yılına, Roma İmparatoru Hadrianus'un Antalya'yı — o günlerin adıyla Attaleia'yı — ziyaretine dayanır. O dönemde imparatorluk gezilerine büyük törenlerle karşılık vermek bir gelenek, hatta bir siyasi zorunluluktu. Attaleia halkı bu geleneği en görkemli biçimiyle yerine getirdi: şehrin surlarına üç kemerli, her iki cephesinde dörder Korint sütunuyla bezenmiş, üzerinde imparatorun bronz harflerle yazılı adının parıldadığı bir zafer takı inşa etti. Bu kapı yalnızca bir giriş değil, şehrin imparatora sunduğu bir armağandı.
Yapı tamamen beyaz mermerden inşa edilmiştir; granit sütun şaftları bunun tek istisnasıdır. Üç kemerin her biri 4,15 metre genişliğinde ve 6,18 metre yüksekliğindedir. Orijinal yapının bir de üst katı vardı; bu kat günümüze ulaşamamıştır.
Kayıp Bronz Harfler
Kapının ikinci kemeri üzerinde, Antik Yunan alfabesiyle büyük bronz harflerle imparatorun tam adı yazılıydı: Caesar Traianus Hadrianus. Yüzyıllar içinde kapıyı çevreleyen moloz yığınları arasına gömülen bu harfler, 19. yüzyılda Avrupalı gezginler tarafından bulunarak dünyanın dört bir yanına dağıtılmıştır. Bugün dokuz harf Viyana'da, ikisi Berlin'de, bir kısmı ise Londra'daki British Museum ve Oxford'daki Ashmolean Müzesi'ndedir. Yalnızca "Traiano" kelimesinin bir parçası bugün hâlâ yerindedir.
İki Farklı Dönemin Kuleleri
Kapının her iki yanında birer kule yükselir; ancak bu kuleler farklı dönemlere aittir. Güney kule, Julia Sancta olarak da bilinen Roma dönemi yapısıdır ve kapıdan bağımsız olarak inşa edilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Kuzey kulenin alt bölümü Roma döneminden kalmaktadır; üst bölümü ise 13. yüzyılın ilk yarısında Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad tarafından yeniden yapılmış olup üzerinde Arapça kitabe bulunmaktadır. Bu iki kule, Üçkapılar'ın yalnızca Roma mirasını değil; Selçuklu, Bizans ve Osmanlı katmanlarını da bünyesinde taşıdığını gözler önüne serer.
Yeniden Keşif: 1817
Yüzyıllar içinde şehir surları kapının dış kısmını kademeli olarak kapatmış, yapı moloz yığınları altında kalarak kullanılmaz hale gelmiştir. 1817'de İrlandalı hidrograf Francis Beaufort, HMS Fridericksteen firkateyniyle Antalya'ya uğradığında kapıyı yeniden keşfetmiş ve dünya kamuoyuna tanıtmıştır. Evliya Çelebi gibi önceki dönem gezginler şehri ayrıntılı biçimde anlatmış olmalarına karşın kapıdan hiç söz etmemişti; bu durum, yapının o dönemde ne denli gömülü ve gözden uzak kaldığını göstermektedir.
1882'de başlatılan kazı çalışmalarıyla kapının alt katı tamamen gün yüzüne çıkarılmış; 1959'da gerçekleştirilen kapsamlı restorasyon ile piramidal taş payandalar kaldırılarak beyaz mermer Korint sütunlar yerlerine konulmuştur. En son düzenleme 2021'de tamamlanmış; Kaleiçi yönündeki güneybatı cephesine tarihi dokuyla uyumlu taş zemin döşenmiş ve Alanya mermerinden korkuluklar eklenmiştir.
Pratik Bilgiler
- Nerede: Atatürk Caddesi, Muratpaşa. Kaleiçi'nin batı girişi.
- Ulaşım: Tramvayla Üçkapılar İstasyonu'ndan 1 dakika yürüme mesafesinde. CV14, KC06, KC34, KL08, TC16 dahil pek çok otobüs hattıyla ulaşılabilir. Kaleiçi'nden yürüyerek kolayca gelinebilir.
- Giriş: Ücretsiz. Her saat açıktır.
- Ne kadar süre: Yapıyı yakından incelemek için 15–20 dakika yeterlidir; Kaleiçi gezisiyle birleştirilerek saatlerce uzatılabilir.
- Kombine öneri: Kaleiçi, Yivli Minare, Hıdırlık Kulesi ve Antalya Müzesi ile aynı gün yürüyerek gezinebilir.